Sahte Bilimsel Yayın Fabrikaları Kuruldu !

Prof. Dr. Tayfun Uzbay, sahte bilimsel yayınlar konusunda önemli uyarılar yaptı ve bu tür çalışmaların tıp ile sağlık bilimlerinde daha sık görüldüğünü söyledi. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, bilimsel sahtekarlığın artık bireysel bir eylem olmaktan çıkıp organize bir yapıya dönüştüğünü belirtti; bunun, içinde para dönmesiyle büyük bir endüstride ilerlediğini ve yayın fabrikaları olarak adlandırılan sistemlerin ortaya çıktığını vurguladı. Bu mekanizmanın kısa sürede bazı kişilerin istenenden daha çok makale sahibi olmasını sağladığını ifade etti.
Uzbay, konuyu ele alan son çalışmalara dikkat çekerken, sahte yayınların özellikle tıp ve sağlık bilimlerinde toplumsal sağlık için ciddi bir risk oluşturduğunu belirtti. Ayrıca, bu alanda etik dışı uygulamaların giderek büyüyen bir endüstriye dönüştüğüne dair bulguların bulunduğunu söyledi.
Bilim dünyasında etik erozyonun son 20 yılda küresel ölçekte arttığına dair görüşlerini paylaşan Uzbay, Northwestern Üniversitesi’nden metabilimci Reese Richardson’ın PNAS’ta yayımlanan ve Science gündemine taşıdığı çalışmaya da değindi. Bu araştırmada, saygın dergilerde bile taraflı hakemlik, yazarlar arasındaki çıkar çatışmaları ve atıf ağları gibi konuların ortaya çıkarıldığını belirtti. Editörlerin bazı yazarları öncelikli olarak değerlendirdiğini, bazı makalelerin ise zarar görmeden yayımlandığını gösteren bulguların özellikle dikkat çekici olduğunu söyledi.
Sahte bilim giderek bir endüstriye dönüştü savını paylaşan Uzbay, Edinburgh Üniversitesi’nden Dr. Kathleen O’Grady’nin benzer bir bakış açısıyla kaleme aldığı makaleye atıfta bulundu. O’Grady’nin çalışması, bilimin giderek sahteci bir endüstriye dönüşmekte olduğunu ve bu durumun Science gibi prestijli dergilerde bile yer aldığına vurgu yapıyor. Uzbay, bu durumun dünya çapında bilim insanlarının ve dergilerin yoğun ilgisini çektiğini belirtti.
Bilimsel sahtekarlık artık organize! şeklinde özetlenen görüşte Uzbay, yayın fabrikalarıyla ilgili süreci şu sözlerle açıkladı: Araştırmaların içinde para dönüyor; bazı makaleler yanlış veya eksik verilerle bile kolayca yayımlanabiliyor. Dergi editörlerinin taraflı tutumları, karşılıklı yarar sağlayan yazarlık ağlarının oluşması ve atıfların yapay olarak yükseltilmesi bu sistemi güçlendiriyor. Dürüst ve nitelikli çalışmaların ise çoğu kez yeterince cezalandırılmadığı veya görünür bir yaptırım olmadığı eleştirisi öne çıktı. Bu durum, akademik etik konusunda temel sorunları gündeme getiriyor ve sistemin meşruluğunu zedeleyebiliyor.
Sahte yayınlar toplumsal sağlık için risk oluşturuyor başlığı altında Uzbay, özellikle tıp ve sağlık bilimlerinde sahte yayınların daha sık görüldüğünü vurguladı. Messenger RNA ve mikroRNA gibi alanlarda son dönemde yanlış bilgilerle karşılaşıldığını, kanser gibi kritik konularda bile yanıltıcı çalışmaların yayımlandığını hatırlattı. 2017 yılında Nature’da çıkan Ioannidis’in hiperprolifik yazarlar çalışmasının bugün bize gösterdiği tablo, bazı bilim insanlarının aşırı üretkenliğe nasıl ulaştığını ortaya koyuyor: Yılda yüzlerce makale yazanlar, pratikte imkânsız bir üretkenlik sergileyebiliyor. Bu durumun temelinde ağlar ve karşılıklı çıkar ilişkileri bulunduğunu ifade etti.
Nitelikli araştırmaları teşvik edip ödüllendirmek gerektiğini söyleyen Uzbay, Türkiye’nin mevcut kadro atama ve ödüllendirme sistemlerinin, yalnızca sayılar üzerinden ilerlediğini, içerik ve bilimsel katkıyı yeterince değerlendirip değerlendirmediğini sorguladı. H-indeksine dayalı sıralamalarla belirlenen üst dilim bilim insanlarının sayısının giderek arttığını fakat bu durumun ülkenin gerçek bilimsel ve teknolojik üretim kapasitesini yansıtmadığını belirtti. Bu nedenle, daha derin ve içerik odaklı değerlendirme süreçlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Akademik ödüllendirme ve kadro atama sistemlerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz! diyen Uzbay, sayısal ve skor odaklı yaklaşımlardan ziyade, bireyin emeğiyle ürettiği çalışmalara öncelik verilmesi gerektiğini belirtti. Nitelikli araştırmaları teşvik edip ödüllendirmek, toplumun bilime olan güvenini korumak adına kritik önem taşıyor. Aksi halde, COVID-19 sürecinde gördüğümüz gibi bilime olan inanç azalabilir ve hurafeler güç kazanabilir. Bu durum, hem toplum sağlığına hem de ülkenin gelişimine olumsuz yansıyacaktır.






















